|
Bor hidrit yakıt hücresi ile çalışan Chrysler Natrium modelinin New York caddelerinde cirit attığını ve 90 litrelik deposuyla tam 480 km.yol katettiğini artık hepimiz biliyoruz. Aynı teknoloji ile deneme sürüşleri yapılan diğer araçlar ise; Peugeot Citroen’in ortak projesi H2O, Ford Crown Victoria, Ford Explorer’ın modifiye edilmiş bir modelidir. Bu araçlar hali hazırda yakıt olarak sıvı haldeki sodyum borhidrit ile çalışmaktadır. Yine ayrı bir çalışma ürünü olan bor motorlarına, otomotiv sektöründe yakın bir gelecekte petrolün işine son verecek teknoloji gözüyle bakılmaktadır Bor motorları elementer boru saf oksijenle yaktığından petrol ve diğer alternatif enerji kaynaklarına kıyaslandığında üstünlükleri saymakla bitirilememektedir. Sıfır emisyonlu, elementer bor yakıldıktan sonra atığı ayrı bir haznede tutulup, istenirse tekrar yakılmaktadır.Çünkü biriken atık yine bordur. “The New Jersey Genesis Project” yeni bir proje olup, Amerikan hükümetinin bir çok ulusal enerji, teknoloji, ticaret şirketleri ile pek çok üniversite bu projenin ortakları arasında yer almaktadır. Anılan proje ortaklarından Millenium Cell, halka açık bir teknoloji şirketidir ve Nasdaq borsasında hisseleri işlem görmektedir. Şirketin elindeki patentler ve uygulamaları arasında bor bazlı bataryalar, yakıt pilleri bulunmaktadır. Bor bazlı bataryalar cep telefonları, dizüstü bilgisayarlar gibi ileri teknoloji ürünlerinde çoktan kullanılmaya başlanmış bulunmaktadır.
Florida Üniversitesi alternatif füzyon reaktörleri araştırmalarına yıllardır ciddi bütçeler ayırmaktadır. Anılan üniversiteden üç fizik bilim adamı bir nükleer füzyon reaktör tasarlamışlardır. Bu reaktör uranyum, toryum gibi radyoaktif yakıt istememekte ve aynı zamanda radyoaktivite üretmemektedir. Tasarlanan bu reaktör doğal gaz çevrim santrallerini, termik santralleri, hidroelektrik santralleri , petrole dayalı enerji santrallerini tümüyle ortadan kaldırmaktadır. Tasarım nükleer enerjinin üstünde avantajlara sahiptir. Her şeyden önce nükleer olmasına rağmen radyoaktivite üretmemektedir. Bu nedenle büyük metropollerin merkezlerine kurulabilmekte, bu sayede üretilen enerjiyi taşıyacak nakil hatları gibi sabit yatırımları ve nakil esnasındaki enerji kayıplarını ortadan kaldırmaktadır. Bu yeni reaktörlerin yakıtı bordur. Bilim adamlarının ifadelerine göre günlük 200 gram bor’la 100 Mw enerji üretilecektir. Söz konusu bilgileri içeren makale BİLİM Dergisinde 1997 yılında yayınlanmıştır. Makalede söz konusu santrallerin 10 yıl içinde gerçekleştirileceği bildirilmektedir. Aradan geçen 5 yıl içerisinde önemli mesafelerin alındığı kuşkusuzdur. Bor tuzu madenlerimizin bugünü ve geleceği açısından vazgeçilemez önemini ortaya koyan yukarıdaki gelişmeler, kuşkusuz bu ve benzeri teknolojik gelişmeleri sayısız örneklerle desteklemek mümkündür. Dolayısı ile bilim çevrelerinde hidrojenin önümüzdeki yıllarda petrolün yerini almasına kesin gözüyle bakılmaktadır. Eğer gelecekte en önemli enerji kaynağı hidrojen olursa, hidrojenin elde edilmesinde kullanılan bor elementinin önemi de giderek artacaktır. Bu da dünya bor rezervlerinin en az yüzde 66’sına sahip Türkiye’nin bu madeni işleyebildiği takdirde Dünya’nın en zengin ülkesi olması anlamına gelecektir. Peki nasıl bir şeydir bu bor ? Doğada serbest element olarak değil de, tuz şeklinde bulunan Bor madeninin görünümü beyaz bir kayayı andırmaktadır. Diğer elementlere karışmaması ve toprağın yaklaşık kırk metre altında bulunması çıkarılmasını kolaylaştırmaktadır. Bor, yeryüzünde toprak, kayalar ve suda yaygın olarak bulunan bir elementtir. Yüksek konsantrasyonda ve ekonomik boyutlardaki bor yatakları, borun oksijen ile bağlanmış bileşikleri olarak daha çok Türkiye, Arjantin, Rusya, Kazakistan, Çin, Bolivya, Peru, Şili ve ABD'nin kurak, volkanik ve hidrotermal aktivitesinin yüksek olduğu bölgelerde bulunmaktadır. Bor madenini önemli kılan en önemli özelliği çok sert olup, yüksek ısılara direnç göstermesi ve ayrıca yakıt olarak kullanıldığında yüksek enerji üretmesidir Bor minerallerinden ticari değere sahip olanları; tinkal, kolemanit, üleksit, probertit, borasit, pandermit, szyabelit, hidroborasit ve kernit’tir. Bor madenleri topraktan çıkarıldıktan sonra kırma, eleme, yıkama ve öğütme işlemlerini müteakip ilgili sanayilerin kullanımına hazır hale gelebilmektedir. Bor cevherlerinin yapılarındaki kil bileşiklerinin arındırılması için yıkama ve zenginleştirme işlemi yapılması sonucu elde edilen ürün ham bor olarak tanımlanmaktadır. Bor mineralleri ham bor ve/veya öğütülmüş ham bor halinde piyasaya sanayi girdisi olarak belli miktarlarda sunulabilmekte, geriye kalanı ise sanayide rafine bor bileşikleri halinde kullanılmaktadır. Bor madeni ve bor ürünleri içindeki borik oksit (B2O3) için talep edilmektedir. Dünyadaki B2O3 talebi toplam 1 milyon ton civarında olup, Türkiye'deki rezervler dünya talebini 320- 803 yıl süre ile, ABD'deki rezervler ise 60-209 yıl süre ile karşılamaya yetecek düzeydedir. Dünyada tüketilen bor madeni ve bor ürünlerinin toplamının içindeki B2O3 talebinin % 32'sini Türkiye, % 50 sini ise ABD karşılamaktadır. "Sanayi Tuzu" olarak da adlandırılan bor madeni, özelliklerinden dolayı sanayide yüzlerce üründe kullanılmaktadır. Yüksek ısıya dayanması, bilgisayar ve iletişim yüksek teknolojileri için zorunluluktur. Kullandığımız bilişim araçlarının daha hızlı ve daha küçük olması, aynı anda binlerce telefon görüşmesini sağlayan fiber optik kabloların dayanıklı olmaları, deterjanların beyazlatıcı özelliği, yanmaz kumaşların özelliği yine bu maden sayesindedir. Diş macunundan ilaca, fayanstan gübreye, kaporta cilasından çelik janta, ahşaptan bor cama kadar her üründe bor madeni kullanılmaktadır. Ayrıca geleceğin yakıtı olarak öngörülen ve halen uzay teknolojilerinde kullanılan bor bu sebeple stratejik bir öneme sahiptir. Tarihte ilk olarak 4000 yıl önce Babiller Uzak Doğu'dan boraks ithal etmiş ve bunu altın işletmeciliğinde lehim elemanı olarak kullanmışlardır. Mısırlıların da boru, mumyalamada, tıpta antiseptik olarak ve metalurji uygulamalarında, Çinlilerin seramik ve cam üretiminde kullandıkları bilinmektedir. İlk boraks kaynağı Tibet Göllerinden elde edilmiştir. Eski Yunanlılar ve Romalılar boratları temizlik maddesi olarak kullanmıştır. İlaç olarak ilk kez Arap doktorlar tarafından M.S. 875 yılında kullanılmıştır. Borik Asit 1700'lü yılların başında borakstan yapılmış, 1800'lü yılların başında ise elementer bor elde edilmiştir (Moseman, 1994). Bor madenlerinin ülkemizdeki bilinen tarihi 1800’lü yıllara dayanmaktadır. İlk bor yatağı 1815 yılında Balıkesir’in Susurluk ilçesinde bulunmuştur. Osmanlı topraklarında üretilen diğer madenler gibi bor tuzları da gelişen batı endüstrileri için hammadde girdisi olarak görülmüş ve üretim planları gelişmiş ülkelerin sanayilerinin ihtiyaçlarına göre projelendirilmiştir. Ülkemizde Cumhuriyet ile birlikte sanayileşme çabaları ve politikalarına sanayiisi gelişmiş ülkeler, ne teknolojik yardım ne de kredi desteği konularında istekli davranmamışlardır. Entegre olan bor, ferrokrom, demir-çelik ve alüminyum tesislerinin kurulmalarında da bu anlayış geçerli olup; İskenderun demir-çelik ve Seydişehir alüminyum tesislerinin teknoloji ve kredi desteği o yıllarda eski Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği tarafından sağlanmıştır. Ülkemizde bor madenin çıkarılması ve kontrolü tamamen devlet kontrolündedir. 1978 yılında çıkarılan 2172 sayılı yasa hükümleri doğrultusunda özel sektörün elinde bulunan bor madenleri kamulaştırılarak Etibank Genel Müdürlüğüne devredilmiştir. Ruhsatların Etibank’a devrinden sonra arama faaliyetlerine hız verilmiş, toplam 600 milyon ton olan rezervler 2 milyar tona çıkarılmıştır. Rafine ve ara ürün eldesi doğrultusunda önemli yatırımlar gerçekleştirilmiştir. Bu yatırımlar sonucu ihracatın tek elden yapılması, hem mamul madde hem de cevher ihraç fiyatının yükselmesi sonucu toplam döviz girdisinde de önemli artışlar olmuştur. Türkiye’de bugün 53 farklı maden ve mineralin üretimi yapılmaktadır. Ülkemiz çeşitli maden kaynaklarına sahip olmasına rağmen bor minerali özel bir öneme sahiptir. Çünkü tüm dünya rezervlerinin %70'inden fazlasına sahip olmamız söz konusu madeni çok anlamlı hale getirmektedir. Bu, günümüz şartlarında dünya ihtiyacını tek başımıza 400 yıl süreyle karşılamak demektir. Yaklaşık 2,5 milyar ton olduğu tahmin edilen Bor rezervlerinin bugünkü piyasa değeri bir trilyon dolar olarak hesaplanmaktadır. Ekonomik zorluklar içinde bulunan ülkemizin buna neden olan dış borcu ile karşılaştırıldığında bir servete sahip olduğumuz anlaşılmaktadır. Bu rakam, bor madeninin işlenmemiş halinin fiyatıdır. Yabancı ülkelerce yüksek teknoloji ile işlenerek "Uç Bor" haline gelen ürün, maden değerinin yüzlerce katını aşmaktadır. Maalesef henüz sahip olamadığımız bu teknolojinin ülkemize kazandırılması ile servetimizin daha da artacağı ortadadır. Ülkemiz bor madeni rezervlerine sahip olma açısından şanslı bir konumdadır. Dünya toplam bor madeni rezervlerinin 2/3 si ülkemizdedir.(bilinen toplam dünya rezervi 3 milyar tondur.) Türkiye’nin dünya bor pazarından aldığı pay, sahip olduğu rezerv ile doğru orantılı değildir. Dünya bor pazarı yaklaşık 1,2 milyar dolar düzeyindedir. Eti Holding bu pazarın ancak %20 sine sahiptir (250 milyon dolar). Bu durumun en önemli nedenlerinden biri de Türkiye ihracatının 2/3’ünü, ham cevher olarak ihraç etmesinden kaynaklanmaktadır. (ham cevher satışı yaklaşık 600.000 ton/yıl ve 350.000 ton rafine ihracatı) Dünya bor madeni piyasasında ham cevher olarak kullanılan ana kaynağın, Türkiye’den yapılan ihracatla karşılandığı bilinmektedir. Türkiye’nin bor politikası genellikle ihracata yönelik olarak belirlenmiştir. Bu politika bor madeni türevlerini tüketen sanayilerin ülkemizde gelişememesinin nedenlerinden biri olmuştur. Çünkü istisnai haller dışında tamamı yabancı ülkelere satılmaktadır. Ancak sanayicimiz sahip olmadığımız teknoloji yüzünden İşlenmiş "Uç Bor"'u yine yabancı ülkelerden döviz karşılığında temin etmektedir. Bu da milli bir servet kaybı anlamına gelmektedir . Ülkemizin içinde bulunduğu mali kriz nedeniyle yapılan "Kaynak Yaratma" çabaları sırasında bor madenleri de özelleştirme kapsamına alınmış ancak medyanın, öğretim üyelerinin ve mühendislik odalarının yoğun kampanyaları ile özelleştirme kapsamından çıkarılmıştır. Çünkü Ortadoğu’da petrol neyse, fiberglas teknolojisine sahip olduğumuzda bor da Türkiye için aynı anlama gelecektir. Özelleştirme kararının uygulanması halinde, ülkemizin stratejik madenlerinin, yabancıların eline geçeceği endişesi vardır. Dolayısı ile ülkemizin en değerli yer altı zenginliği durumundaki bor tuzlarının Devlet eliyle işletilmesi hem bir yasal zorunluluk, hem de ülke menfaatleri açısından bir gereklilik arz etmektedir. Teknolojimiz, bor madenlerimizi işleyebilecek düzeye gelinceye kadar elde tutma zorunluluğu ülkemiz aydınları ve bilim adamlarının hemfikir oldukları bir konudur. Çünkü bor madenleri, 200 sanayi dalında kullanılması ve yılda en az 300 milyon dolar ihracat geliri sağlaması sebebiyle Türkiye için bir güç unsurudur.
|