|
Türkiye`nin maden varlığı her zaman tartışma gündemdeki yerini korumuştur. Komşularımızın `petrol zengini` olması, bunun yanında Türkiye`nin petrole ulaşamamış olması beraberinde `petrol hurafeleri`ni de getirmiştir. `Bir Türk dünyaya bedeldir` propagandasının da yardımıyla Türkiye`nin aslında çok büyük petrol/maden rezervine sahip olduğu, ama bir türlü buna ulaşamadığını dinleyip durduk. Toryumdan, `boryum(!)`a, hatta `aslan armudu`na kadar sahip olduğumuz zenginliklerden bahsedildi. (Bor madeninin değerlendirilmesinin tartışıldığı günlerde bir `internet uzmanı` ciddi ciddi ülkemizin `aslan armudu` varlığına sahip olduğunu ve bunu değerlendirdiğimiz takdirde Türkiye`nin dış borcunun ödenebileceğini ileri sürmüş ve bununla ilgili `sunum` hazırlamıştı. Bu `sunum` pek çok e-posta grubuna gönderilmiş, bazı safdiller de bunu gerçek zannedip, `ah, vah` etmişlerdi. Bir de laboratuar ortamında üretilen bir maddenin Türkiye`nin gizli zenginliği olduğu ileri sürülmüştü. Neyse ki işin ehli olanlar bu `asparagas` haberlerin doğru olmadığını açıklamakta gecikmemiş, tartışma da kısa sürmüştü.) Evet, Türkiye yeraltı maden yatakları bakımından zengindi, ama toprak altında bin yıldır yatan madenler işlenemedikten sonra Türkiye`nin, bizim sayılır mıydı? TOBB`un yayın organı olan Ekonomik Forum dergisi maden varlığımızı masaya yatırmış. Ortaya çıkan tablo, `Zengin toprakların fakir bekçileriyiz` sözünü doğruluyor. Araştırmaya göre Türkiye`nin maden potansiyeli—tahmini olarak—2 trilyon dolarmış. Tabii toprak altındaki maden değil 2, 12 trilyon dolar olsa kimseye bir faydası olmaz. Mühim olan onun yeryüzüne çıkarılıp işlenebilmesi, ekonomiye katkı sağlamasıdır. Her şeyde olduğu gibi maden varlığımız konusunda da belirlenmiş bir `strateji` olmaması, sahip olduğumuz zenginliklerin yanında `fakir` kalmamızı netice vermiştir. `Madencilik sektöründe strateji yok da başka bir sektörde var mı?` diye sormayın. Doğrusu, böyle bir strateji yok, ama mutlaka olmalı. `Sahip olduğumuz madenlerin işlenmesi için şöyle yapmak lazım, böyle yapmak lazım` tartışmasını bir yana bırakıp, belki uçuk gelecek başka bir değerlendirme de yapabiliriz: Kainatta tesadüfe tesadüf edilmediğine göre, madenlerimizin işlenmesinin gecikmesinde de bir `hikmet` yönü yok mudur? Son yıllarda artan yolsuzluk ve usulsüzlük sebebiyle milletin imkanlarının heba edildiğini hep birlikte gördük. Trilyon dolarla ifade edilen maden varlığımız bu mirasyedilerin elinde olmuş olsaydı onları da heba etmezler miydi? Borç alıp, lüks villalar yapan, hesapsız harcamalarla devleti—dolayısıyla milleti— zarara uğratan anlayışa maden dağları da olsa dayanır mıydı? Şu anda yer altında yatan bu imkanlar, inşaallah layık olanlar eliyle yeryüzüne çıkarılır ve `tüyü bitmedik yetimin hakkı`nı savunan anlayıştaki gerçek `demokrat`ların yönetimindeki bir Türkiye`de milletin menfaatine uygun, kalkınma ve refah yolunda; kısaca `Büyük Türkiye` için kullanılır. `Zengin toprakların fakir bekçileri` olduğumuz günlerin geride kalması duasıyla. E-Posta: cakir@yeniasya.com.tr
Kaynak
|